Başarısız Bel Cerrahisi

 

Halk arasında bel fıtığı, omurga kanal daralması veya sinir sıkışması tanısı almış ve doktoru tarafından tedavi için ameliyat önerilmiş hastalara başka insanlar tarafından sıkça verilen bir öğüt vardır: ‘’Sakın ameliyat olma, daha kötü olur bu gününü ararsın’’. Bu aslında tıpta bilinen bir durumun çok güzel bir özetidir: Başarısız bel cerrahisi sendromu veya tıptaki kullanılışı ile failed back sendromu. Başarısız bel cerrahisi sendromu uygun olmayan veya yetersiz tanı konulan hastalar ile doğru tanı konup fakat uygun olmayan veya yetersiz tedavinin uygulanmasıyla oluşur. Özellikle son dönemde sağlığın büyük ölçüde ticarileştiği ortamda hastane politikaları veya doktor etiğinin iyi işlememesi, doktorların performans doldurma veya para kazanma konusundaki istekleri aslında ameliyat dışı bir yöntemle tedavi edilebilecek bazı hasta grubunu ameliyat yapılmasına neden olmaktadır. Ameliyat sonuç itibarı ile bir doku travması yaratır. Normal anatomiyi bozarak normal işlevlerin eskisi gibi yerine getirilememesine sebep olur. Bir diğer boyut ise hasta doğru değerlendirilmiştir. Hastaya doğru teşhis konulmuştur ama hastanın tedavisini üstlenen ekip hastaya o veya bu şekilde uygun müdahaleyi yapamamıştır. Her iki durum da halk arasında artık tabiri yerinde ise şehir efsanesine dönüşmüş ‘’Sakın ameliyat olma, daha kötü olur bugününü ararsın’’ durumunu doğurmuştur. Bu durum önemli ölçüde hekimleri ilgilendiren bir problemdir ve çözümü çok basittir. Hastaya doğru tedaviyi yapmak.

 

Tıbbi istatistikler göz önüne alındığında başarısız bel cerrahisinin toplumdaki insidansı %5-15’tir. İlk cerrahi girişim sırasında gözden kaçan omurga kanalı ve sinir kökü sıkışması, ameliyat sonrası açığa çıkan bazı komplikasyonlar ki bunlar arasında yapışıklık, kötü kaynama, kist oluşumu, sinir köküne travma sayılabilir, hastanın psikososyal problemleri, tekrarlayan fıtık oluşması veya zaten ilk ameliyatta olan fıtığın çıkarılamamış olması, gereksiz vida ve platin takılması başarısız bel cerrahisi durumunun sebeplerinden bazılarıdır. Ayrıca kemik kaynaması ile ilgili sorunlar, yanlış ve yetersiz kaynama olabilir. Bu ağrı nedenidir. Bu durumda tekrar ameliyat edilerek daha güçlü sabitleme ve daha etkili füzyon yapılmalıdır. Kemiklerin kaynaşması nedeni ile de sorunlar olabilir. Bunlardan en sık karşılaşılanı (%10-15) kaynama nedeniyle  komşu segmentlerde biyomekanik nedenlerden dolayı aşırı stres oluşabilir, bu da komşu eklem ve disklerde dejeneratif değişikliklere yol açar. Bel omurgalarını tutan eklemlerdeki patolojilerde ağrı; bel ağrısı, kasık, kalça ve uyluk ağrıları şeklindedir ve nadiren dize yayılır. Künt bir ağrıdır ve belin dönme hareketleri ve arkaya eğilmelerinde artışı tipiktir.

 

Bel fıtığı ameliyatları sonrası enfeksiyon oranı %1-4 arasında değişmektedir. Diskitis’de (omurlar arası diskin iltihabı) operasyondan kısa süre sonra ortaya çıkan özellikle hareketle şiddetlenen ağrı tipiktir. Bu olgular ameliyattan hemen sonra rahattır ama genelde 2 hafta içinde bel ağrısı oluşur ancak ağrı sinir kökünün seyri boyunca değil bel bölgesinde lokalize ve hareketle artar şekildedir. Karakteristik radyolojik görüntüler, klinik bulgular, CRP ve sedimentasyon yüksekliği ile tanı konur. Öncelikle antibiyotik tedavisi ve mutlak istirahat önerilmelidir. Hiperbarik oksijen (oksijen çadırı) tedavisi uygulanabilir.

 

Araknoiditis suda veya yağda çözünen kontrast madde sonrasında oluşabilir. Birden fazla yapılan cerrahi girişimler sonucu da oluşabilir. Meningeal kist (psödomeningosel) omurilik zarı (dura) hasarlanması nedeni ile %1 oranında gelişebilmektedir. Erken dönemde be ve bacak ağrısı ve radikülopati bulguları ortaya çıkar. Kist çıkarılıp, dura tamiri yapılır. Erken dönemde başarı oranı %85 iken uzun dönemde bu %60’lara düşmektedir.